24 Haziran için bir sadaka ver!

21.06.2018 23:30 Tüm Yazıları

Belki de bu yazıya “Yeniden Bismillah” diye başlık atmalıydım. İki yıl aradan sonra ilk yazı olacaktı ne de olsa.

1989 yılında başlayan yazı hayatım bazı fasılalarla ile 2017 yılına kadar sürdü. Değişik mecralarda değişik kitlelere hitap edecek şekilde kalem oynatmak nasip oldu.

2017’de yeniden bir fasıla vermem gerekti. “Olanda hayır var” fehvasınca bu dönemi, kitap yazmaya adadım. İstediğim kadar olmasa da bir iki eser telif edebildim. Köşe yazısı; daha doğrusu gündelik siyasete bakan yazılar yazmama niyetinde idim. Mamafih gündelik siyaset ile ilgili yazılar yazarken de mümkün mertebe 10 yıl, 30 yıl sonra bile insana bir şeyler verecek şekilde, hadiseleri geniş bir perspektiften değerlendirmeye özen gösterdim.

Başta başkan Said Ercan ve teşkilat başkanı sevgili kardeşim Mesut Sevgili olmak üzere Uluslararası Sosyal Medya Derneği’nin (USMED) genç, dinamik, akıllı ve gayretli gençlerinin hatırını kırmamak için yeni oluşturdukları SonNet adlı sanal gazete köşelerinde haftada bir iki sefer sizlerle buluşacağız inşallah.

İlk yazımın başlığı Helal Lokma idi. Şimdilik ona beklettim; öncelikle seçimle ilgili bir hissiyatımı paylaşmaya karar verdim.

Malum, Türkiye cidden çok kritik bir dönemeçten geçiyor.

Benim kanaatim şu ki, önümüzdeki seçim, Türk milletinin, Hilafet Saltanatından cumhuriyete, İslam endeksli bir yaşamdan, dinin hayattan dışlandığı veya en azından üçüncül derecede bir derekeye indirgendiği dönemlerdeki seçimler kadar önemli.

Beylik ifademle, mağlup; Batı için tehdit unsuru olmaktan çıkarılmış, düşmüş (kadük), kimliği ve ‘kızıl elma’-ki o ila-yı kelimetullah ve yer yüzüne adalet yaymaktı- yok edilmiş, her hareket ve tavrı için Batıdan izin almak zorunda bırakılmış Türk milletinin, bu konumundan sıkıldığı ve başka türlü bir şeyler yapıp yapamayacağını yokladığı bir dönemdeyiz artık.

Bu durumun kendisi zaten yeterince kafa karıştırıcı olduğu halde bir de Türkiye’nin mevcut konumda kalmasını isteyen yerli yabancı güçlerin propaganda bombardımanı zihinleri karmakarışık etmiş!

Her üç insandan en az birinin kafası karışık. Diğer ikisi ise tarafgirlikle hareket ettikleri için söz dinlemeye ne vakitleri ne tahammülleri var!

Şimdi bir kısım insanlar düşünüyor ki Türkiye Batının sultasından çıkmak istiyor. Öyleyse bu tavır ne pahasına olursa olsun desteklenmelidir.

Diğer bir kesim de iktidardan bıktıklarını ve onu değiştirmek gerektiğini söylüyorlar. –ki bunların her birinin itiraz gerekçesi başka başka- Kimi ekonomiyi, kimi kişisel yaşam tercihlerini, kimi bozulan bireysel yaşantısını öne sürerek Türkiye’nin yeni arayışlarını ve açılımlarını gereksiz buluyor.  Her iki tarafın da kendince güçlü gerekçeleri var.

Böyle bir ortamda, hakikatte hak olan yolu bulmak hem zor hem çok önemli... Bazı Müslümanlar, bireysel ahlaktaki çözülmelere dayanarak ve bundan iktidarı mesul bilerek iktidardan kurtulmayı palanlıyor.

Meseleye daha geniş açıdan bakan bir kısım –ki bu hâlâ ekseriyeti oluşturuyor- insanlar ise toplumun sosyal yaşantısında ‘şeairin’ (yani bir ülkeyi İslam olarak gösteren sembol ve teamüllerin) bireysel ahlak ve farzlardan daha önemli olduğuna inanarak –ki bugün bu doğru bir gerekçedir- ülkenin Batı karşıtı yönelimlerinin desteklenmesi gerektiğine inanıyor.

Şimdi oylanacak olan durumun en temel neticesi bu:

-Türkiye Batının güdümünde ne uzar ne kısalır yapısıyla mı devam etsin yoksa yeni bir pozisyon mu alsın?

Evet, yeni pozisyon alma çabası ciddi riskler getirebilir. Ama eski halin devamı da artık milli onuru kıracak boyutlarda! Zira stratejik ortaklarımız ve batılı devletler hiç bir kaygı duymadan Türk milletinin bekasına kast eden örgütlerle işbirliği yapabiliyorlar! Tercihlerini onlardan yana koyabiliyorlar!

Herkesten, bu derinlikle meseleye bakması tabii ki beklenemez! Üstelik son iki yıl içinde çok ciddi bireysel ve kitlesel travmalar da yaşandı. İnsanların, yaşadıkları şahsi sorunlarını aşıp ülke sorunlarına milli menfaat açısından bakmalarını her daim bekleyemezsiniz. Bunu yapamıyorlar diye de kızamazsınız. Zira bireyin kahramanlığı, zor zamanlarda öncelikle bireysel hayatını kimseye muhtaç olmadan sürdürebilmesiyle ölçülür.

Böyle bir ortamda zihni iğvadan, kalbi teşevvüşten korumak zor! Sonu ihanete kadar varan karşı duruşlar böyle ortamlarda yeşeriyor işte. Son derece basit bir neden ile muhalefete başlayan nefis, sonunda inat ve haklı çıkmak dürtüsüyle kendisini de ateşe atacak muhalefet ettiği şeydeki her türlü mehasini ret etmek gibi bir ahmaklığa düşer ve kendisini ihanetin kucağında bulur. Bu bir talihsizliktir ama neticeleri ağırdır!

Başta kendi nefsim olmak üzere bu insanlara ne önerebilirim diye düşünürken, gönlüme Kur’an’a danışmak geldi. Madem en büyük rehber odur ve her isteyene yol gösteriyor ben de ona müracaat ettim ve kendimce bir tefeül yaptım. Karşıma çıkan ayet, Enfal 42 oldu. Hayretler içinde kaldım.

O ayette Cenab-ı Hakk'ın, bir avuç Müslümanı Bedir Savaşı’na nasıl hazırladığı anlatılıyor. O zaman da Müslümanların kafası karışıktı!

Çünkü Ebusüfyan, Medine’ye hicret eden Müslümanların Mekke’deki mallarını alıp götürüp Şam’da satmış ve parasıyla da Müslümanlara karşı savaş malzemesi alacaktı. Müslümanlar da bu kervanı vurup mallarının parasını almak niyetinde idi… Hepsi bu! Savaş gibi bir şey gündemlerinde bile değildi. Ne yapmaları gerektiğini tam bilemiyorlardı. Peygamberimiz de bir avuç Müslümanı kendilerinin üç katı kalabalık olan Kureyş'in,  kana susamışlarının önüne atmak istemiyordu. Allah’ın muradı ise, hak üzere sabit olanın hak üzere devam etmesi; batıl olanın da açık bir beyyine ile yok edilmesi idi.

O savaşın Müslümanların hayatındaki ehemmiyetini düşündüm. Binlerce ayet içinde o ayetin şu meselede önüme çıkması hiç de anlamsız değildi. O gün Müslümanlar mağlup olsalardı İslam’ın seyri nasıl olurdu?  İslam kalır mıydı?

Çetin bir seçimin öncesinde bu ayetin karşıma çıkması beni ciddi endişelendirdi. Demek ki en az o dönemdeki o savaş kadar kritik bir süreçten geçiyoruz. Ben Murad-ı ilahi'nin ne olduğunu bilemem. Ama ayetin tazammum ettiği manayı dikkate alan bir Müslüman olarak, hakkımızda hayır olanın tecelli etmesini istemek ve onun tahakkuku için bir şeyler yapmak gerektiğine de inanarak Müslümanlara bir teklifte bulunmaya karar verdim:

Diyorum ki ey inananlar, gelin her biriniz, hangi partiden olursanız olun, hakkımızda hayır olanın tecelli etmesi için bir sadaka verelim!

Emin olun, bir iki milyon insan seçim sonuçlarının bu milletin istikbali, bekası ve huzuru için lazım olan hayrın tecelli etmesi için sadaka verse, doğacak netice muhakkak milletin hayrına olacaktır. Çünkü az sadaka çok belayı def eder.

Gelin her birimiz sandığa gitmeden önce ufak da olsa bir miktar sadaka verelim; 1 lira, 5 lira fark etmez. Yeter ki içimizdeki niyet ve samimi dua, “Bu seçim milletin hayrına olsun ya Rabbi!” şeklinde olsun!

Gelin şu milletin istikbalini sadakalarımızla korumaya alalım. Az sadaka çok belayı def eder.

İnanın!